ANASAYFA HABERLER Yönetim Kurulu Başkanımız Dr.Ömer Lütfi ALAYBEYİ' nin Ekovitrin Dergisi için verdiği Röportaj

Yönetim Kurulu Başkanımız Dr.Ömer Lütfi ALAYBEYİ' nin Ekovitrin Dergisi için verdiği Röportaj

Yönetim Kurulu Başkanımız Dr.Ömer Lütfi ALAYBEYİ' nin Ekovitrin Dergisi için verdiği Röportaj haberi hakkında yorumunuzu paylaşın:


Gönder

Yönetim Kurulu Başkanımız Dr.Ömer Lütfi ALAYBEYİ' nin Ekovitrin Dergisi için verdiği Röportaj

Yönetim Kurulu Başkanımız Dr.Ömer Lütfi ALAYBEYİ' nin Ekovitrin Dergisi için verdiği Röportaj

Molino Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Lütfi Alaybeyi

Türkiye'nin İlk ve tek

Değirmen doktoru

80 yaşındaki Konyalı sanayici Dr. Ömer Lütfi Alaybeyi, değirmen teknolojileri alanında Paris'te eğitim gördü. Başarılarından dolayı Fransızlar tarafından "Mucit Türk Mühendis" diye adlandırıldı. Avrupa'daki teknolojiyi Türkiye'ye taşıdı. Sahibi olduğu Molino şirketi bugün Fransa dahil dünyanın birçok ülkesine entegre değirmen tesisleri kuruyor.

 

Ömer Lütfi Alaybeyi, 80 yıllık hayatına başarı öyküsü yazdıran Konyalı bir sanayici.. Onun başarısı henüz 6 yaşında babası Salim Alaybeyi'nin Konya'daki fırınında çırak olarak işe atılmasıyla başlıyor. Vizyonu geniş bir tüccar olan Salim Bey, oğlu Ömer'i değirmencilik eğitim için Paris'e gönderir. Lisans ve doktora eğitimini Fransa'da tamamlayan Ömer Lütfi Alaybeyi, değirmen teknolojileri konusunda Türkiye'nin ilk akademisyeni unvanını taşıyor. Eğitimi sonrasında 1965'te profesyonel iş hayatına atılan Ömer Lütfi Alaybeyi'nin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Molino, anahtar teslimi un, irmik, yem fabrikalarının makine ve ekipmanları ile her türlü tahıl ve tahıl ürünlerinin pnömatik veya mekanik olarak taşınmasında kullanılan ekipmanların üretimini yapıyor. Dünyada birçok ülkede entegre değirmen tesisi kuran Molino, ilk ihracatını da 1981 yılında Ömer Bey'in eğitim gördüğü Fransa'ya gerçekleştirdi. Konyalı sanayici Ömer Lütfi Alaybeyi, Ekovitrin'in sorularını cevaplandırdı.

 

Baba mesleğini bugünlere taşıyarak önemli bir başarı kaydettiniz. Bu süreçte Neler yaşadınız?

Babam Salim Alaybeyi, fırıncılığının yanı sıra buğday tüccarı ve değirmenciydi. Başarılı, vizyonu geniş bir tacirdi. Fakir dostuydu, Salim Ağa olarak bilinirdi. Babamın tahsili olmamasına rağmen, Türkiye’de birçok kişinin ortaokul mezunu bile olmadığı bir dönemde, babam geniş vizyonuyla beni üniversite tahsili almam için Fransa’ya gönderdi. Değirmencilik tahsilimi Fransız üniversitesinde tamamladım. Ardından değirmencilik ile ilgili doktora tezimi vererek doktor unvanını almaya hak kazandım.

 

Meslek aşkı ben çok küçükken başlamıştı. Babam çok çalışkan ve ileri görüşlü bir insandı, disiplinliydi. Beni ve erkek kardeşlerimi çok küçükken eğitmeye başlamıştı. Çalışmayı, emek sarf etmeyi ve para kazanmayı bizi hayatın zorluklarında çalıştırarak öğretti. Babam fırın işi ile uğraşıyordu ve ben henüz 6 yaşındayken babam beni tahsilata gönderiyordu. O zamanın ulaşım aracı eşekti. Babam eşeğin semerine ağzı kapalı ahşap ambarları yükler, içlerine de ekmekleri koyardı. Ben de eşek üzerinde hem ekmekleri dağıtmaya hem de tahsilat yapmaya çıkardım. Ancak yaşım çok küçüktü, ne yazmayı ne de okumayı bilmiyordum. Yolları da bilmiyordum. Babam beni ekmeklerle birlikte eşeğe bindirir, eşek beni götürür ben müşterilere ekmekleri verir, tahsilat defterini de vererek doldurmaları için beklerdim. Onlar da ne kadar ekmek aldıklarım ve ne kadar para verdiklerini deftere yazar bana geri verirlerdi. Ben ekmekleri dağıtır, tahsilatları yapar babama teslim ederdim. Yaşım biraz daha büyümüştü. Kardeşim ve ben, tatillerde inşaatta kullanılmış eğri ithal çivileri doğrultarak günlük maaşla çalışır, para kazanırdık. Babam beni ve erkek kardeşlerimi hiçbir tatilde boş bırakmaz, mutlaka bir iş verir bizi çalıştırır­dı. Ben küçüklükten babamdan aldığım eğitimlerle nasıl tüccar, iş adamı olunacağını öğrenmiştim. Tüccarlığın çalışkan olmayı ve dürüst olmayı gerektirdiğini öğretmişti. Azimli ve çalışkan bir öğrenciydim, okudum çalıştım ve değirmen doktoru olmayı başardım. Aldığım bu eğitimlerle 1965 yılında zamanında atölye olan şirketimiz Molino’yu 240 metrekarelik bir alanda kurdum. Fransızlardan aldığım eğitimle yaptığım makineleri yine ilk defa 1981 yılında Fransızlara satarak ilk ihracatı yaptım ve böylelikle Türkiye’de, sektöründe ilk defa yurt dışına makine ihraç eden firma unvanını kazanmış olduk.

 

Molino, o yıllardan günümüze nasıl bir değişim sürecinden geçti?

1965 yılında 240 metrekare ile başladığımız değirmen makineleri imalatına 2015 yılında 54 bin metrekare açık alan üzerinde 30 bin metrekare kapalı alan ile gelişmiş teknoloji ile devam ediyor. Şu anda Avustralya’dan Dominik Cumhuriyeti’ne, Rusya’dan Kamerun’a kadar dünyanın birçok ülkesine anahtar teslim fabrikalar yaparak, ihracat yapıyoruz. İnovasyona ve Ar&Ge’ye dayalı teknolojimizi daha da geliştiriyoruz. Ülkemize katma değer sağlamak için daha çok çalışıyor, sektöründe lider firmalardan biri olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

 

Molino bünyesinde hangi ürün grupları var? Ne gibi hizmetler veriyorsunuz?

Molino olarak, anahtar teslimi un, irmik, yem fabrikalarının makine ve ekipmanları ile her türlü tahıl ve tahıl ürünlerinin pnömatik (havalı) veya mekanik olarak taşınmasında kullanılan ekipmanların üretimini yapıyoruz. Üretim alanımızda yaklaşık 100‘e yakın makine, ekipman var. Bunların tamamı kendi tasarım ve üretimimiz olup uzun mühendislik ve Ar&Ge çalışmaları neticesi ortaya çıkıyor. Uzun deneme ve test süresinden sonra piyasaya sürülüyor.

Biz komple anahtar teslimi tesis kurulumunun yanında mevcut tesislerin modernizasyonu, ıslahı, kapasite artırımı, ürün kalitesinin geliştirilmesi konusunda önemli bir mühendislik servisi verirken, projelendirme ve imalatlarını da yapıyoruz.

 

Yıllara göre bir oran vermek gerekirse, üretim kapasitenizde nasıl bir artış oldu?

Proje bazında düşünecek olursak, eskiden 300t/24 saat kapasiteli bir un fabrikasını bir yılda yapabilirken şu anda 15 adet 300 tonluk bir un fabrikasını 1 yılda yapabiliyoruz. Buna tüm mühendislik, Ar&Ge, proje makine imalatı, montaj ve işletmeye alma faaliyetleri dahil. Molino, üretim kapasitesini verimlilik ve kalite ile arttı. En basit örnek, 1966 yılında yaptığımız ahşap çöp sasörü; kapasitesi 3t/saat idi. 2015 yılında imal ettiğimiz çöp sasörü ise; gövde yapısı ilk yaptığımıza oranla yaklaşık 2 misli artmış iken kapasite 150t/saat kapasiteye ulaştı. Bu da gösteriyor ki 50 misli kapasite artışı söz konusu.

 

Molino bünyesinde çalışan sayınız nereden nereye ulaştı?

İlk kurulduğumuz yıl olan 1965 yılında 8 kişiyle başlayan imalat serüveni bugün yaklaşık alt imalat gruplarımızla beraber 300 kişiye ulaştı. Bunun yaklaşık 20’si mühendis, 30’si idari personel geri kalanı mavi yakalı personeldir.

 

1981 yılında ilk ihracatınız Fransa ile başladı ve böylelikle Türkiye’de, sektöründe ilk defa yurt dışına makine ihraç eden firma unvanını kazandınız. İhracatınız o günden bugüne nasıl bir gelişme gösterdi? Şu an kaç ülkeye ihracat gerçekleştiriyorsunuz ve bu ülkeler neler?

İlk defa Fransa’ya yapılan ihracattan sonra öncelikle Kuzey Afrika ülkeleri olmak üzere, dünyanın dört bir yanma ihracatımız artarak devam etti. Şu anda dünyanın her tarafına ihracat yapan bir firma konumundayız.

 

Sektörünüzde öncü bir firmasınız. Bu bağlamda sektörünüzün Türk ekonomisindeki yerini baz alırsak yatırımları yeterli buluyor musunuz?

Türkiye şu anda dünyada sektör İkincisi konumundadır. Sektörde Avrupa her ne kadar birinci durumda gözükse de Avrupa’daki üretimlerin uzak doğu ülkelerine kayması Avrupa ürünlerinin güvenilirliğinin ve kalitesinin sorgulanmasına neden olmuştur. Sektörümüzün Türk ekonomisine katkısı otomotiv, Tekstil, turizm vb. gibi sektörlerin sağladığı katkı kadar fazla olmasa da imaj ve prestij konusunda ülkemiz için çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Sektörde yapılan yatırımlar son 5 yılda oldukça arttı fakat sektörümüzde eğitim seviyesinin henüz istenilen seviyeye gelmediğini düşünüyorum.

 

Bugün geldiğiniz noktada, başarınızı neye borçlusunuz?

Başarımızın sırrı babam Salim Alaybeyi tarafından 1950’li yıllar itibariyle temelleri sağlam atılan bir sanayicilik ruhunun, bu zamana kadar bozulmadan gelmesidir. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Her işte olduğu gibi dürüst olmak, kaliteye önem vermek, yenilikleri takip etmek, çok çalışmak ve azmetmek. Tüm bunlarla birlikte bir konuyu açıklığa kavuşturmadan da geçemeyeceğim. İyi bir sanayicinin iyi bir tüccar olması zor olduğu gibi, iyi bir tüccarında iyi bir sanayici olması zordur. Sebebi ise üretmek ve sanayicilik; ruhun maddi kaygılar ve ihtiras­lardan ziyade imalatın kalitesinin, teknolojisinin, yeni bir şeyler yapma keyfinin daha ağır bastığı bir psikolojidir.

 

Sektöre yeni atılacak genç girişimcilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Sektöre yeni atılacak girişimcilere en önemli tavsiyem sektörden ne beklediklerini, ne katkı sağlayabileceklerini ve nereye varmak istediklerini çok iyi etüt etmeleridir.

Bugün Türkiye’de irili ufaklı 120 civarında değirmen makineleri imalatçısı olduğunu biliyoruz. Bunun yaklaşık 15 tanesinin Molino’nun doğurduğu firmalar olduğu düşünülürse sektörün oldukça pro-aktif olduğu görülüyor. Fakat sektörde her firmanın başarıyı yakalayamamasıyla birlikte, kalitede rekabet etmek yerine fiyatları şuursuzca düşürerek, bu işin sanayicilik ve üretim keyfinden ziyade ayakta kalma ve var olma mücadelesine dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Bu da sektörde sadece kopyacılık mantığını geliştirmekte insanların Ar&Ge ve yenilikçilik duygularının ölmesine sebep olmaktadır.

Başarılı olmak isteyen yeni girişimcilere tavsiyem; anahtar teslimi fabrika kurma macerasından ziyade belli makine imalatı konusunda uzmanlaşmaları, sadece bu alanda kendi Ar&Ge’lerini kurmaları, kopyacılıktan ziyade bu işin mühendisliğine önem vermeleridir.

 

Molino olarak ileriye dönük yeni yatırımlarınız olacak mı?

65 yıllık ticaret ve sanayicilik hayatımızın 50 yılını özellikle değirmen makineleri imalatına adamış köklü bir kuruluş olarak, firmamızın nesiller boyu devamını sağlayacak sistemler üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında; Türkiye’de sektörde Ar&Ge’ye en çok yatırım yapan ve akademik çalışmalara çok önem veren bir firma olarak kendimizi teknik ve idari yönden çok daha geliştirmeye yoğunlaşmış bulunuyoruz ve bunlara yatırım yapıyoruz. Bunu açarsak; yeni üretim teknolojileri, daha gelişmiş makine ve ekipmanlar, kaliteli ve iyi eğitimli insan gücü en önemli yatırımlarımız arasındadır. Bununla birlikte ürün ağımıza yeni Ar&Ge ürünü makine ve ekipmanlar katarak sektörde ilklerin öncülüğüne devam etme gayretindeyiz.

 

Dr. Ömer Lütfi Alaybeyi kimdir?

1936 yılında Konya’da doğdu.

İlk, orta ve lise öğrenimini Konya’da tamamladı. Paris’te Ecole Nationale Supérieure de la Meunerie et des Industries Céréalières (ENSMIC)de değirmencilik üzerine 1957 yılında lisans eğitimini bitirdi. Aynı üniversitede 1980 yılında yüksek lisans eğitimini tamamlayarak 1982 yılında Hububat Endüstrisi uzmanlık sahasında Devlet Onaylı Mühendis unvanı aldı. ENSMIC’deki üstün başarısı ve sektöre getirdiği yenilik üzerine Ingénieur Inventeur (Mucit Mühendis) olarak nitelendirildi ve doktora çalışmaları için Institut National Polytechnique de Lorraine tarafından davet edildi. Oraya gidip gelmek iş hayatındaki yoğunluk dolayısıyla zorlaşınca Polytech- nique’de 1983 yılında başladığı doktorayı tamamlamak üzere Selçuk Üniversitesi’ne geçiş yaptı ve burada doktorasını tamamladı.

1965 yılında Molino'yu kurarak Konya’ya değirmencilik sektörüne yönelik makineler üreten ilk şirketlerden birini kazandırdı. Kurulduğunda bir atölye faaliyeti şeklinde başlayan Molino'yu zaman içinde çok geniş bir üretim alanında faaliyet gösteren, bilimsel yöntemler kullanan, kendi Ar-Ge tesisine sahip büyük bir fabrikaya dönüştürdü. Molino'nun 50 yıllık başarılı faaliyeti süresince birçok ödül aldı. Halen Molino Yönetim Kurulu Başkanlığını sürdüren Ömer Lütfi Alaybeyi, evli ve iki çocuk babasıdır.